
Kaygı bozukluğu, günlük hayattaki olağan sorunlarla orantısız, kontrol edilmesi güç ve aylarca süren endişe ile buna eşlik eden bedensel belirtilerin görüldüğü bir grup rahatsızlığın ortak adıdır. Kaygının kendisi bir hastalık değildir; sınavdan önce ya da önemli bir görüşmede hissedilen gerginlik dikkati artırır. Sorun, bu alarmın gerçek bir tehlike yokken de çalmaya devam etmesi ve kişinin hayatını daraltmasıdır.
Kaygı bozukluğunun türleri
Muayenede ilk hedef, kaygının hangi biçimde yaşandığını belirlemektir; çünkü tedavi yaklaşımı türlere göre değişir.
- Yaygın anksiyete bozukluğu: İş, sağlık, aile, para gibi pek çok konuda neredeyse her gün süren, bir konudan diğerine atlayan endişe.
- Sosyal kaygı bozukluğu: Başkalarının önünde konuşmak, yemek yemek ya da tanımadığı kişilerle karşılaşmak gibi durumlarda yoğun utanma ve küçük düşme korkusu.
- Sağlık kaygısı: Bedendeki olağan duyumları ciddi bir hastalığın işareti olarak yorumlama, sık sık doktor değiştirme ya da internette belirti araştırma.
- Özgül fobiler: Asansör, uçak, kan, köpek gibi belirli bir nesne ya da duruma karşı yoğun korku ve kaçınma.
Panik bozukluk da kaygı bozuklukları arasında yer alır; ayrıntılı bilgi için panik bozukluk sayfamıza bakabilirsiniz.
Hangi belirtilerle kendini gösterir?
Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz, bedeni de etkiler. En sık görülen belirtiler şunlardır:
- Sürekli bir şey olacakmış hissi, rahatlayamama
- Kas gerginliği, boyun ve çene ağrısı
- Uykuya dalmakta zorluk, sık uyanma
- Çarpıntı, nefes darlığı hissi, terleme
- Mide bulantısı, ishal ya da kabızlık
- Dikkatini toplayamama, zihnin boşalması
- Çabuk sinirlenme ve yorulma
Kişi çoğu zaman önce kardiyoloji, gastroenteroloji ya da nöroloji polikliniklerine başvurur. Tetkikler normal çıktığında bile belirtiler geçmez; bu, tablonun kaygı kaynaklı olabileceğine dair önemli bir ipucudur.

Tanı süreci
İlk görüşmede kaygının ne zamandan beri sürdüğü, hangi durumlarda arttığı, kişinin nelerden kaçındığı ve bunun iş, okul ve ilişkiler üzerindeki etkisi ayrıntılı olarak sorulur. Kafein ve enerji içeceği tüketimi, uyku düzeni, kullanılan ilaçlar ve alkol de değerlendirilir. Tiroit bezinin aşırı çalışması, kansızlık ve bazı kalp ritim bozuklukları benzer belirtiler verebildiği için gerektiğinde kan tetkikleri ve elektrokardiyografi istenir.
Belirtilerin çocukluktan beri mi sürdüğü, yoksa belirli bir olaydan sonra mı başladığı da tedavi planını etkiler. Kaygı bozuklukları sıklıkla depresyonla birlikte görülür. Bu nedenle ruh hâli, isteksizlik ve umutsuzluk da aynı görüşmede sorgulanır. Belirtilerin şiddetini ve tedaviye yanıtı izlemek için kısa ölçeklerden yararlanılabilir.
Tedavi nasıl planlanır?
Psikoterapi: Kaygı bozukluklarında en güçlü kanıta sahip yöntem bilişsel davranışçı terapidir. Felaket senaryolarını fark etmek, endişeyle baş etme becerilerini geliştirmek ve kaçınılan durumlarla aşamalı olarak yüzleşmek terapinin temel adımlarıdır. Sosyal kaygıda ve fobilerde maruz bırakma çalışmaları özellikle etkilidir.
İlaç tedavisi: Belirtiler günlük hayatı belirgin biçimde kısıtlıyorsa ya da terapiye tek başına yeterli yanıt alınamıyorsa, kaygıyı azaltan antidepresanlar kullanılır. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz ve etkileri birkaç hafta içinde ortaya çıkar. Hızlı etkili sakinleştiriciler bağımlılık riski nedeniyle yalnızca kısa süreli ve kontrollü olarak tercih edilir.
Destekleyici adımlar: Düzenli fiziksel etkinlik, nefes ve gevşeme egzersizleri, kafein tüketimini azaltmak ve uyku düzenine dikkat etmek tedavinin etkisini artırır.
Tedavi süresi ve izlem
Terapi genellikle haftalık seanslarla birkaç ay sürer. İlaç başlandıysa, belirtiler düzeldikten sonra tedaviye en az altı ay ila bir yıl devam edilmesi önerilir; bu süre kaygının geri dönme riskini azaltır. Kontrollerde belirtilerin seyri, kaçınma davranışlarındaki değişim ve olası yan etkiler değerlendirilir. İlaç bırakılacağı zaman doz kademeli olarak azaltılır.
İlk görüşmeye nasıl hazırlanabilirsiniz?
Kaygıyla gelen kişilerin çoğu, görüşme sırasında anlatmak istediklerini unuttuğunu söyler. Bunu önlemek için birkaç hafta boyunca kısa notlar tutmak işe yarar: Endişenin en çok hangi saatlerde arttığı, o sırada ne düşündüğünüz, bedeninizde neler hissettiğiniz ve kaygıyı azaltmak için ne yaptığınız. Daha önce yapılan kalp, tiroit ya da mide tetkiklerinin sonuçlarını, kullandığınız bütün ilaçları ve bitkisel ürünleri yanınızda getirmeniz değerlendirmeyi hızlandırır. Günde kaç fincan çay ya da kahve içtiğinizi, enerji içeceği kullanıp kullanmadığınızı ve uyku saatlerinizi de not edin. Bu bilgiler hem tanıyı netleştirir hem de tedavinin ilk haftalarında neyin değiştiğini görmenizi kolaylaştırır. Bir yakınınızın eşlik etmesi gerekli değildir, ama isterseniz görüşmenin bir bölümüne katılabilir.
Kendi kendinize ne yapabilirsiniz?
Endişeleri günün belirli bir saatine ertelemek, kaçındığınız durumları küçük adımlarla denemek, internette belirti araştırmayı sınırlamak ve gün içinde kısa nefes molaları vermek kaygıyla baş etmeyi kolaylaştırır. Bu adımlar tedavinin yerini tutmaz, ama onu güçlendirir.
Sık sorulanlar
Kaygı bozukluğu tamamen geçer mi?
Uygun tedaviyle belirtilerin büyük kısmı ortadan kalkar. Stresli dönemlerde hafif artışlar olabilir; öğrenilen becerilerle bunlar daha kolay yönetilir.
Sakinleştirici ilaçlar bağımlılık yapar mı?
Hızlı etkili sakinleştiricilerin uzun süreli kullanımı bağımlılık yapabilir. Bu yüzden asıl tedavi bağımlılık yapmayan ilaçlar ve terapiyle sürdürülür.
Çarpıntım kalpten mi kaygıdan mı?
Bunu ayırmak için önce kalp değerlendirmesi yapılır. Tetkikler normalse ve çarpıntı stresle ilişkiliyse kaygı ön planda düşünülür.
Ne zaman psikiyatriste başvurmalıyım?
Endişe altı aydan uzun sürüyorsa, uykunuzu ve işinizi etkiliyorsa ya da kaçındığınız yerler giderek artıyorsa değerlendirme yapılması önerilir.


